Türkiye Süper Ligi bitti. Hatırlıyorum geçen sene bu tarihlerde milyonlarca dolarlar harcanarak yerli ve tabancı transferler yapıldı. Ama üç büyükler ağzını ayırınca Bursaspor şampiyon oluverdi. Bunu biraz da hepimiz istedik, destekledik aslında.
Bu yıl ne olacak? Basın her zamanki aceleciliğiyle transfer haberlerine başladı bile. Birçoğumuz da bu konuda basından geri kalmıyoruz maşallah! Önümüzdeki yıl için her şeyi en ince noktasına kadar düşünüyor, yorumluyor, paylaşıyoruz ama kimse geçen senenin muhasebesini yapmıyor maalesef.
2010 Dünya Kupası’nın başlamasına 5 gün kaldı sadece. Gerek milli takımlar seviyesinde, gerek kulüpler bazında Avrupa’da hiçbir başarımız yok. Dünya Kupası’na katılamıyoruz çünkü oldukça hazin bir şekilde elendik. Hatta Türkiye liglerinden kalma alışkanlığımızdan olsa gerek hakemleri, UEFA’yı bile suçlarcasına açıklamalar yaptık da, Türk futboluna neler oluyor diyemedik hiç birimiz!
Uluslararası başarıya aç bir şekilde “futbol” adından söz ediyoruz ama sadece kendi ülkemiz sınırları içersinde, kendimiz çalıp, kendimiz oynayarak.
Şimdi hepimiz oturup 2010 Dünya Kupası karşılaşmalarını izleyeceğiz, bize çok faydası varmışçasına yorumlar yapacak, favorilerimizi paylaşacağız web sitelerinde. Favorimiz Dünya Kupası’nı kaldırırken sevinecek, göğsümüzü gere gere “Nasıl bildim ama” dercesine haklı olmanın gururunu yaşayacağız kendimizce! Eminim hiç birimiz Türk Milli Takımı’nın yokluğunu fark etmeyeceğiz bile elemeler boyunca. Zevkimiz futbol, meşin yuvarlak, 22 futbolcu, atılan gollerden ibaret çünkü. Birkaç şişe bira, biraz patates cipsi, biraz kuru yemişte oldu mu işlem tamamdır TV karşısında.
Oysa dünya üçüncülüğünün ardından uluslararası platformda doğru düzgün bir başarımız bile yok. Ben bile çoğu zaman (kendi kafamda) Milli Takım’a oyuncu seçmeye kalksam oldukça zorlanıyorum. Ya Guus Hiddink ne yapsın?
Milli Takımımız’ın kesinlikle kaleci sıkıntısı var çünkü. Volkan her zaman aynı performansı tutturabilecek bir psikolojiye sahip değil. Fenerrbahçe’nin kalesi bile zaman zaman ağır gelirken omuzlarına. Rüştü Reçber yaş itibarıyla uygun değil. Zaten kendisi de oynamak istemiyor. Milli Takım’a koyacak bir kaleci bulamazken, her transfer döneminde ısrarla yabancı kaleci arayışına giren kulüp başkanlarımızı sevgiyle anıyorum bu yüzden!
Sol bekte oynayacak iki isim sayın desem zorlanacaksınız. Yok değil, var olmasına var da ne kadar güvenebilirsiniz gönül rahatlığıyla. Orta sahaya kafanızda soru işareti olmadan, dört tane kesin yakışır diyebileceğiniz kaç futbolcumuz var? Sağ açık için % 100 budur diyebileceğimiz kaç isim geliyor aklınıza 17- 18 takımının bulunduğu süper ligimizden? Hakan Şükür’den sonra kaç tane santrafor yetiştirebildik, kıvrak, atletik, uzun boylu şöyle maçın kaderini değiştirebilecek? Peki santraforlarımıza yağmur gibi, sağlı, sollu, adam akıllı “asist” yapabilecek kaç tane futbolcumuz var? Milli Takım’ı geçtim, kulüplerimiz bazında hangi futbolcumuza Avrupa’nın üst düzeydeki kulüplerinden transfer teklifi yapılıyor? Bu sorulara cevap verirken dürüst olmanızı bekliyorum hepinizden.
Böylesine hazin bir tablo karşısında, kulüplerimizin transfer zamanı bu gerçekleri göz önünde bulundurarak transfer yapmalarının, altyapılarına, gençlere değer vermesinin zamanı çoktan geldi de geçiyor bile. Taşıma suyla değirmen ancak milli sınırlarımız içersinde, süper ligimizde dönüyor. Sınır kapılarını geçtikten sonra elimizdeki malzemeyle baş başa kaldığımız zaman sonuç hüsranla sonuçlanıyor. Her tarafımızdan su sızdırmaya başlıyoruz!
Eskilerden dem vurduğumuz zamanları göz önüne getiriniz lütfen. Baba Hakkı, Şeref Bey, Süleyman Seba, Can Bartu, Lefter, Metin Oktay, Turgay Şeren, Sabri Dino, Rasim Kara, Cemil, Alparslan, Metin, Ali, Feyyaz , Şifo Mehmet, Hakan Şükür, Rıdvan Dilmen, Tanju Çolak, Sergen Yalçın ve şu an itibarıyla aklıma gelmeyen isimler. Hepsi bu ülkeden yetişmediler mi?
O zamanın şartlarında, o zamanın futbol tanımlamasında, o zamanın ziftli, çamurlu, toprak sahalarında. Avrupa başarımız belki hiç, belki de çok az oldu ama o yıllarda Milli Takım’ı kuran hocalarımız hiç zorlanmıyorlardı ki!
Evet, belki endüstriyel futbol anlayışı ülkemize girdi, bugün futbolcularımızın kondisyonları, eskilere nazaran daha yüksek ama bir geriye de dönüp bakalım Avrupa takımları karşısında hezimet derecesinde ağır yenilgiler alıyor muyduk?
Bu gün futbolda dünya devi olarak gördüğümüz Brezilya, Arjantin, İngiltere, İtalya, Almanya, İspanya, Fransa takımlarına karşı ne yapabiliyoruz? Hepsi bir kenara Yunanistan, Romanya, İsveç, Norveç, Belçika, Rum takımları karşısında bile oldukça zorlanıyoruz. Başta üç büyükler olmak üzere süper ligin temsilcilerini oluşturan takımlar içersinde, dünyanın tanıdığı bir tek yıldız futbolcumuz yok! Niçin bizden de Kaka, Ronaldo, Joe Cole, Maradona, Backheam, Gerard, Shevchenko vs. vs. gibi futbolcular yetişmiyor?
Bizim futbolcularımızla yabancılar arasında, uçurum derecesinde fark yok aslında. Fakat onların seviyesine ve kalitesine bir türlü erişemiyoruz. Bizim bu konu üzerinde önemle durup karar almamız gerekmez mi? Ayda milyonlarca dolar ödenen antrenörler getireceğimize ve yabancı futbolcuları transfer edeceğimize, eksiklik nereden kaynaklanıyor, bu hastalığa çare bulalım neden demiyoruz? Belli ki futbolcu, yıldız futbolcu yetiştiremiyoruz. Belli ki altyapıya önem vermiyoruz. Belli ki yıllardır alt yapılarımız kanayan, giderek kangren olmaya yüz tutan yaralarımız. Bu konuyu araştıralım neden demiyoruz?
Söz konusu para ve paranın alım gücü ise eğer sizlere en güzel örneği Arjantin, Brezilya’dır diyorum. Türkiye’den ne kadar ilerideler bu konuda? Ekonomik yapıları itibarıyla bizden oldukça geriler. Ama dünya futbolunda her zaman söz sahibiler. Çünkü onlar hala çocukluğumuzda yaşattığımız “gol atan kaleye prensibiyle” sokak aralarında, boş arsa ve arazilerde, yani çekirdekten yetişmiş bu günün çocuklarına, yarının gençlerine değer vererek, ellerinden tutuyor, alt yapılarına alıyor, pişirip pişirip ülke futboluna armağan ediyorlar.
Dünya Kupası’nın ardından hepimiz oturup enine boyuna düşünelim diyorum. Kendi içimizden yetişmiş bu ülke gençlerine, yani altyapımızdaki futbolcularımıza mı değer verelim, günü kurtarmak adına, taşıma suyla değirmen döndürmeye, yabancı futbolculara milyonlarca lira para akıtmaya devam mı edelim?
Yabancı transferine karşı değilim elbette ama sonuçta sahaya çıkıp oynayacak on bir kişilik kadro ya da 6 +4 çok ağır gelir abi diyorum. Hele birde yabancı teknik direktörünüz varsa!
Mine Ülkü Soyer
|